RSS

Ofiste Kereviz Şenlikleri

 

Pazar günü pişirdiğim ama ofisteki inanılmaz yoğunluktan dolayı evimin ışıklarını yakmadan yatak odasına çıkıp yatmam gereken saatlerde eve gittiğim için yiyemediğim kerevizi öyle başıboş bozulmaya dolabımda bırakamazdım.

Ofise getirdim.  Akşamüstü açlık krizi esnasında topluma sundum. Sunumu çok çirkin olmakla birlikte yine de beğenildi. Çok mutluyum.

 

Akşam Smiths tribute izleyeceğime göre bunun fon müziği de Smiths olsun. Kerevize yakışıp yakışmamasını boşverin, Smiths herşeye yakışır zaten.

 
Yorum yapın

Yazar 10 Ocak 2012 in Uncategorized

 

Ruhumda fokurdayan geçmişim..

Sene 1991. Pearl Jam’in Ten albümü çıkmış. Aynı sene Nevermind da müzik marketlerde boy göstermiş. Biz minik ortaokul öğrencileri olarak buna şahit olmuşuz. Tabi o zamanlar sosyal medya manyaklığı olmadığı için WOM sadece öğle tenefüsünde kankaların birbirini update etmesinden ibaretti. Dolayısıyla albüm 91 de çıkmış olsada biz 92 itibariyle sanırım olaya vakıf olup, “oha güzelmiş len bu” havasına girebilmiştik.

:) Seneler geçti… Eddie ve  bir sürü insan müzikleriyle hayatımıza şekil verdi, bizde böyle kocaman izler bıraktı. Hatta daha da  büyük konuşayım, bence bizi şu an olduğumuz insanlar yaptılar biraz da.

Üzerinden 20 sene geçti. Ne şanslıyım ki yanımda 20 sene önce “oha güzelmiş len bu” diye o şarkıları dinlediğim insanlarla birlikte cuma akşamı Pearl Jam Tribute band’i dinlemeye Babylon’a gittik. Onun öncesinde de 20 belgesilini izledik.

Zaman tüneli, geçmişe yolculuk, her bir şarkının başka 3yüzbin anısını aynı anda hatırlayıp hissetme. Böyle yanar döner garip duygular ve bir kısım alkolle geçti gitti gece.

Bunu çalsın diye haykırdık ama çalmadı ne yazık ki

Artık Temmuzdaki Amsterdam konserinde Eddie’den dinleriz belki:)

 
Yorum yapın

Yazar 15 Aralık 2011 in Uncategorized

 

Etiketler:

Anlamazdın anlamazdın

İtiraf ediyorum. Bundan önceki yazımı yazarken şu an biraz önce pişirdiğim havuçlu kekin bir başarısızlık olduğunu bildiğim için kendisinden bahsetmedim bile. Ama sonra düşündüm ki güzel yaptıklarım kadar kötü yaptıklarımı da yazmalıyım..Üstelik önümüzdeki cumartesi bir grup arkadaşım yemeğe gelecekler ve kendilerine yemek sonrası tüm kritiklerini sansürsüz bloğumda yayımlama sözü verdim..Onlar beni eleştirmeden ben kendime giydiriyim mümkün olduğunca ki canımı o kadar acıtmasın eleştiriler:)

Herneyse uzun sözün kısası kendimce bir havuçlu kek yaptım..Klasik cevizli, fındıklı olanlarından..Öğleden sonra eve geldikten sonra bir yemek pişirme atağı geldi..Bir gün önce dünyaları yaptığım ve en az 3 gün onlar bitmeden yemek pişiremeyeceğim için tatlı yapayım dedim..Hem yarın ofise çocuklara götürürüm.. Mutfağı ölümüne dağıttım. Böyle herşeyi önceden minik kaselerde hazırlayıp sonra temiz temiz pişiren kadınlar varsa gerçekten onlara acaip imreniyorum!!

Şu hale bakar mısınız?? Kek değil yemek savaşı yapmışım gibi duruyor mutfak!

Herşey harikaydı ta ki kekin pişip pişmediği ile ilgili panik atak geçirene kadar. Klasik bıçak sokma tekniğini denedim ama böyle bıçağın en dibinde hamurumsu bişey vardı hala. biraz daha kalsın diye fırında bıraktım kek kalıbını. ama 5 dakika sonra geldiğimde bu seferde kekin üstü yanmıştı!! Biri bana bu işin sırrını açıklayabilirse sevineceğim! Bir kekin muhteşem pişmesi ve  yanması arasındaki o çizgi nerededir?? O son 5 dakkayı  fırından içeri bakarak mı geçirmeliydim?

Herneyse..Sonuç olarak kekin üstü yandı. Kalıptan çıkarmaya çalışırken de biraz hasar gördü. Kısaca görsel olarak çok başarısız birşey pişirdim. Lezzet olarak ise yanık kısmı hariç değerlendirirsek ancak  “fena diil” diyebileceğim. Tatlı krizindeyseniz sizi keser ama onun dışında bir gurme beklentiyi tatmin etmesi olası değil.. Yine de yarın çocuklara götüreceğim.. En azından akşamüstü ofiste acıkınca yenebilecek kalitededir umarım..

Utanmıyorum ve başarısızlığımın resmini de koyuyorum. İbreti alem olsun:)

çirkin biliyorum ama dalga geçmek yok!

 
Yorum yapın

Yazar 11 Aralık 2011 in Tatlı

 

Etiketler: ,

Dolunay ve ay tutulması etkisiyle beni ele geçiren domestik kadın

 

Başak burcuyum evet. Işıl’dan bu haftaki dolunay ve ay tutulmasının Başakları çok etkileyeceği ile ilgili çeşitli uyarılar da aldım..Ama tam olarak nasıl etkileyeceğini söylemedi.. Bence çok net içimdeki domestik, düzen manyağı, obsesif ve kafası karışık başak kadınını çıkardı bu seferki ay tutulması.

Çarşamba günü sapıkca çorap çekmesini düzenlememle başlayan süreç, perşembe  günü kafayı atkılarımı ve şallarımı deşmekle bozmamla devam etti. Bununla da yetinmeyip cuma günü ev temizleneceği halde oturup sıkıntıdan ütü yaptım ki her kadın gibi ütüden baya tiksinirim.

Tutulmanın olduğu gün işler iyice çığrından çıktı. Yıkanan çamaşırlar, akşam yalnız olacağım halde kendimi çeşitli yemekler yapmaktan alıkoyamamam, Işıl’ın dediği tüm ay tutulması rituellerini yapmam (beyaz,kırmızı objeler, kağıda yazılan ve saklanan dilekler vb) vs vs vs. Dileklerim gerçek olur mu emin değilim ama bu vesileyle hayatımda ilk defa pırasa ve siyah princ pişirmiş oldum, bana ne kattı bilemesem de en azından bloğuma içerik çıktı :)

Bu siyah prinç olayı biraz çetrefilli. Önce 1 saat sıcak suda bekletip sonra  10 dakika yağda kavurup, 30 dakika kısıt ateşte pişirip en sonda da biraz demlemen gerekiyor. Dolayısıyla 2 saat gibi bir süreniz yoksa ve illa pilav  yapasınız varsa ananelerimizden kalma beyaz düz prinç ile yola çıkın derim!

tadı güzel ama görüntüsü açıkcası biraz antipatik

Pırasa konusuna gelince..Siyah prince kıyasla çok kolaymış. Pırasa,sarımsak,soğan,havuç ve princi koyup baya pişiriyosun, ben içine biraz dometes de attım. yanlış bişey yapmış olabilirim ama tadı kötü olmadı.

Bu arada siyah princi bi başına bırakmamak için yanına biberli,mantarlı et sote de yaptığımı söylemeden geçmeyeyim. Dediğim gibi kendime hakim olamadım  parmesanlı patates püresi bile yaptım? Ama gecenin en güzel yemeği bence et soteydi..Meksika biberi, sarı ve kırmızı dolmalık biberler, istridye mantarı, taze kekik, deniz tuzu ve çekilmiş karabiberle birleşince minik şeker et parçacıkları yepyeni bir anlam kazandılar!

içine sarımsak giren herşey pişerken muhteşem kokuyor, asıl marifet tadının da kokusu kadar güzel olmasında çok net:)

sonra da tek başıma yedim yaptıklarımı. Ama böyle pilavı kaseye koyup öyle tabağa servis etmeler falan..Full kendine özen kafası:) Yeni yılın modunu böyle ilan ediyorum duyduk duymadık demeyin!

Dolunay concept’li yalnız cumartesimi yine içinde ay geçen şarkılarla taçlandırdım tabii ki..

Misal:

Blue Moon
You saw me standing alone
Without a dream in my heart
Without a love of my own

Ya da  “If you believed they put a man on the moon, man on the moon”.. Hem de Chris Martinli versiyonu:)

Sözü Radiohead’e de verebiliriz tabi her zaman..Sail to the moon gelsin..

I sucked the moon
I spoke too soon
And how much did it cost
I was dropped from
The moonbeam
And sailed on shooting stars

Bu ay tutulmasında herkes ne dilediyse ya da dileseydi ne dileyecektiyse hepsi gerçek olsun..(benim listem biraz uzun..yine de ümidim sonsuz!)

 
Yorum yapın

Yazar 11 Aralık 2011 in Etler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Trafik, yalnızlık , ana yemek ,müzik ve çorapların ilişkisi

Kanyondan Etilere 1 saatte gitmeye bile alışmış bir İzmirliyim ben. Sanırım artık “dönüşümümü” tamamladım. İçimden ince bir öfke yükselse de cinnet geçirmeden tamamlıyorum bu yolculuğu..Tabii ki genelde ciddi bir müzik desteğiyle.

tam böyle bir andayken çalmaya başlayan şarkı: just a perfect day. wtf? :)

Ofisten çıkarken kendime Jamie Oliver usulü bir çorba ve salata yapma hayallerim, yemek yapmak için planladığım vakti trafikte geçirince suya düştü. Ezik ezik mezelerden ve salatalardan ana yemek olarak faydalanan yalnız kadın moduma geri döndüm direk:)

o kadar çok limon koymuşum ki dişlerim kamaştı salata bittikten sonra ve geçmedi saatlerce

Böyle bir içli şarkılar dinleme hali.. Dışarıda yağmur. Bir derbi furyası var ki yakınından bile geçmek istemiyorum. Televizyonu açasım yok. Ama Jamie Cullum söyledikce de ben ağlamak için yağmurla yarışma isteği duyuyorum. Çözümü 3 senede bir yaptığım çorap çekmecesi düzeltme aktivitesinde buldum. 3 bin tane birbirine karışmış çorabı tek tek ayıklamak, eskileri atmak, kullanacaklarımı renklerine göre katlayıp yerleştirmek ve  bir yandan mırıl mırıl şarkılara eşlik etmek şeklinde 2 saat süren bir meditasyon evresi sonrası tüm domestikliğimle uyudum.. Mutluyum.

bunun gibi iki çekmecem daha var:)

“It’s the best thing that you’ve ever had
The best thing you’ve had has gone away”

 
1 Yorum

Yazar 08 Aralık 2011 in Salatalar

 

Etiketler: , , ,

Cook in style!

Sevgili arkadaşım Pınar nedense bu önlüğü görünce tam benim için yaratıldığını düşünüp sipariş vermiş:)

Bende yemek pişirirken kesinlikle insanın tarzını/stilini koruması gerektiğine inanan biri olarak Pınar verdiği an itibariyle bu önlüğü kullanmaya karar verdim.

 

Dev bir kahve cezvesi ve acaip bir tavada pişirdiğim şey ise aslında basit bir buğday salatası. Buğdayı haşlayıp ızgarada zeytinyağı ile çevirdiğiniz kırmızı ve sarı biberler ile karıştırıyorsunuz. Üzerine maydanoz,dereotu,taze soğan üçlemesi..Kutsal sıvı olan limon suyu ile birleşince, bir de üstüne taze karabiber eklediniz mi muhteşem bir meze/salata hatta gerekirse bence ana öğün bile oluyor!

Enjoy:)

 

 
1 Yorum

Yazar 06 Aralık 2011 in Salatalar

 

Heyecanla başladığımız herşey aynı heyecanla devam etse keşke dimi?

Evet böyle biriyim  ben. Kocaman heyecanlanıp birşey için , tüm dünyayı da bundan haberdar edip sonra birden hevesim kaçıp öyle bişey hiç olmamış gibi davranabiliyorum. Ama “Ruhumda Fokurdayan Tencere” için bu durum geçerli değil. Ya da bir kısım geçerli belki evet ama ciddi hafifletici faktörler de var:)

Şimdi bakıyorum da en son yazdığımdan beri neredeyse 2 ay geçmiş.. “Huhu ben Barselonaya gidiyorum dönünce görüşürüz”diyip sonra Barselona’ya taşınmışım havasında susmuşum bunca zaman.. 3 günlüğüne gitiğim ve 2,5 gün boyunca toplantıda olduğum için aslında oraya dair anlatacak çok şey yok. Sadece burada hava buz gibiyken orada 30 dereceydi ve bir anda tekrar yaza dönmenin mutluluğunda toplantı odasında bile olmak koymadı. Sadece ilk gittiğim gün biraz boş vaktim vardı ve uçaktan inip telefonumu açtığımda Aslı’dan “Meltem Barselonadaymışsın, Sagardi diye çok cici bir Tapascıya gitmiştik biz vaktin olursa git”  diye kısa ve öz bir mail gördüm. Bu bir işaret diyerek otele eşyalarımı atıp koşarak şehre indim ve Sagardiyi sanki her gün orda tapas yiyormuşumcasına elimle koymuş gibi buldum:)

Ben dışardaki minik avlumsu meydana bakan masalarda oturdum ama içerdeki barın orda durmak bile keyifli. Tapaslar çok çeşitli ve inanılmaz lezzetli!!

saatlerce kitap okuyup sırayla tüm tapasları deneyip bol bol bira içtim sonra da kafam gayet güzel olarak elimdeki haritayı "bu da neymiş" diye çantama atıp sokaklarda öyle şuursuzca dolaştım.

Bir gün yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim, o turistik 3 bin kişinin olduğu tapascıların yanında burası gayet lokal ve inanılmaz samimi.

Son 2 ayın 3 günü Barselonada geçti..Merak etmeyin sonraki kısımları bu detayda anlatmıycam:)

Bayramda bile çalışmamız gerektiği için Süen ve Şenayla ofis dışında bir yerde çalışıp motive olmalıyız adlı gaza geldik. Bilgisayar başında 3 dakikalık bir araştırma sonucu Heybeliada’da bir otelden yer ayırtıp, bayramda bir sabahın körü vapur iskelesinde buluşup adaya doğru yola çıktık. Perili Köşk adlı inanılmaz bir “jazz otel”‘de bulduk kendimizi.. Aşırı tavsiye ediyorum. muhteşem müzik, muhteşem manzara, muhtşem odalar, muhteşem yemekler, süper insanlar!

istanbuldan çıkıp 1 saatte huzuru bulma kafası

tüm gün yatakta oturup saatlerce çalışsak da baktığımız manzara muhteşemdi en azından

Böyle işte..Sonrası iş, kasım bunalımı, onu takip eden aralık bunalımı..2011 baya taklaya getirdi beni.Hiç ummadığım kadar güzel başlayıp hiç beklemediğim kadar karanlık devam etti. Ama geçicek. 2011 bitecek. Son 33 senedir yaptığım gibi bundan sonraki sene daha güzel olacak diye umarak 2012′ye girilecek..Umarım bu sene gerçekten de daha güzel olacak.

Ne de olsa “an end has a start” di mi?

Not: evet bi noktada tekrar yemek pişirmeye başlıycam.

 
2 Yorum

Yazar 02 Aralık 2011 in Uncategorized

 

Etiketler: , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.